27 Mart 2019

Yaşlı Dili

An itibari ile İstanbul'da CK Boğaziçi Elektrik olarak anılan kuruma

- "idare" diyenler 70+
- TEK diyenler 50 - 70

...vb gençlik dönemine dair dilde izler var. Bizim de yaş 40 olduğu için gençlerden birine biranın yanında "Panço da al" deyince mel mel bakıyorlar.

Dur bakalım, bu iş nereye doğru gidecek.

20 Mart 2019

Kendine Ait Bir Oda

Virginia Woolf başlıkta adı olan kitapta şöyle demiş: "Üniversitenin idare amiri de olsanız beni çimenlerden çıkarmanıza izin vermiyorum. İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı."

04 Mart 2019

Skmsnque Hayat Standardı

Sabah kendini iyi mi hissediyorsun. Kesin bir bok çıkıyor, ya üründe sorun var, ya şoför arabayı çarpacak, ya kalıba zarar verecek elemanlar, bir bok çıkacak ille...

Sabah işe dün akşam vücudu terk edememiş osuruk gibi mi geliyorsun, ya da köpek gibi sinirli filan, her şey süper güzel gidiyor, hiç sorun yok.

Adamın biriyle muhabbetin mi iyi, senden bin tane şey rica etmiş halletmiş misin, kesin boktan sikik bir evrağın çıktısını alıp üzerine kaşe imza yapmak için aylarca bekletir, deadline aşılıp artık o evrak tuvalet kağıdı olunca getirir, ne yaptın dersin, e nerden bileyim bir deadline olduğunu der. 20 sene sonra mezarına getirecek yani, deadline yok, zevk için 2 günde bir arayıp evrağı soruyorum, manyağım ben, evrak fetişistiyim.

Eleman arabayı vurur, daha 30k olmamış aracın 5 tane vukuatı var, her birinde karşı taraf (hatta vurduğu duba, ciddiyim) kabahatli ama nedense sigorta karşılamıyor hiç birini.

Eskiler doğru söylemiş, çok güldük, başımıza bir iş gelmesin...

Yok abi, ciddi ya, atla bisiklete, geliyorum 5 dakika sonra de, siktir git.

20 Şubat 2019

Devlet Baba Serisi Bilmemkaç Numara

şimdi devlet baba senin adına senin için senin paranla senin maaşını verdiğin elemanla yanlış bir şey yapıyor da sonra seni esas işinden alıkoyarak bu yanlışlığı düzeltmeye çalışıyorsun durmadan o daire bu daire dilekçe evrak kayıt sicil müdürlüğü alt katta koridorun sonundaki sinan bey'in onaylaması lazım gelen evrağı kendisi olmadığı için ona vekalet edecek nergis hanım doğum iznine çıkınca yerine vekaleten bakan benim bununla ilgili bir bilgim olmadığı için önümüzdeki hafta tekrar ama tüm elinizdeki dosyayı güncel tarihi ile yeni baştan buraya taşımak sureti ile hayır elemanınız değil sizin gelmeniz lazım tabii ve bu arada ben sizi kim olduğunu hiç birimizin hiç bir zaman öğrenemeyeceği mesai arkadaşım bu hatayı yapmış olsa bile ve sizin zamanınızı ve enerjinizi biz boş yere tüketiyor olsak bile başka bir idareye bağlı arkadaş sanki memleketin tüm kuralları muhteşem yürütülüyormuş gibi aracınızı sokağın köşesinden 50 cm değil 25 cm mesafeye park ettiğiniz üzere az önce aracınızı 550 m ötedeki otoparka çekmek sureti ile sabrınızın sınırlarını denerken siz aslında bu düzeltme dilekçenizi bize değil bambaşka bir ilçedeki bu işten zerre kadar sorumlu olmadığından ikimizin de emin olduğu ve sizi oradan top gibi başka bir yere sektirecek bir memura verirseniz biz de akşam tv'de bulunduğumuz binanın terörist ya da mevcut dönemdeki bir numaralı devlet düşmanı kimse onun üzerine atılmış şekilde patlattığını seyrederken kimsenin aklına bu işi sizin yaptığınız gelmeyecek.

27 Kasım 2018

Kahvenin Kısır Döngüsü

Hani çok kahve içtin ya, gece de haliyle biraz geç uyudun, ve ertesi gün daha erken ya da sık uykun geliyor ya, daha fazla kahve içiyorsun.

Sonra daha geç uyuyorsun, ertesi gün daha erken ya da sık uykun geliyor, daha fazla kahve içiyorsun.

Sonra daha geç uyuyor, ertesi gün daha erken ya da daha sık uykun geliyor, daha fazla kahve...

Sonra daha geç uyuyorsun, ertesi gün daha erken ya da daha sık uykun geliyor, daha fazla kahve içiyorsun.

Sonra daha geç uyuyup, tekrar kahveye abanıyorsun.

08 Haziran 2017

Acele, Anti-Sabıristler

Ben baya sakin bir insan olduğumu düşünüyorum. Ani tepki vermem filan. Aslında jeton geç düşüyo bende, ondan da olabilir.

Neyse...

Ama gereksiz acelecilik yüzünden elindeki işi uzatan, sonsuz sabırsızlık yüzünden karşısındaki adamda sabır bırakmayan insanlar. Evet sizler! Baba! Naber?

Birkaç gün önce tamir etmem için bıraktığı lastik botun bugün son yapıştırmalarını yaparken geldi. Allah dedim, yaşadık.

Neticede, babam gittikten sonra, Allahın Hadımköy'ünde kafamın içinde bir sürü kum, ensemden içeri girmiş kurumuş çam yaprakları, 2 tane kimyasal yanık, bilimum yapıştırıcı silikon bilmemne ellerime iyice bulaşmış (çıkartırken derileri yüzerek biraz daha kilo verdim)...

Ya sabır.

23 Nisan 2017

Ney

Kaç sene olmuş elimi sürmemişim buralara. Yazık günah... Dün facebook ve twitter'ı kapattıktan sonra bugün de google+'ı kapattım. Hür generalim. Tabii geri döndüm buraya. Daha güzel burası. Daha yalnız sanki.

Neyse ne. Gelelim ney konusuna.

Portekiz'de yaşayan abim ailesi 2 haftalığına memleketi ziyarete geldiler. Bir akşam abimle metrobüs çıkışında buluşup anneme gittik. Abimin elinde mimarların da kullandığı silindirik proje çantası vardı. Gün içinde grafiker arkadaşları ile buluşmuş olduğunu bildiğim için abime verdikleri bazı çizimler olduğunu sandım, sormadım bile.

...ammaa... Anneme gittik, abim "hahaaa" diyere kutuyu açtı. NEY! Başladık üflemeye. Ölü osuruğu tıslamasından başka ses gelmiyor. Nefessizlikten bayılacağız neredeyse. Sonra biraz youtube, biraz sağdan soldan bir şeyler okuduk. 4 saat sonunda farenin üzerinde basınca çıkan ses (mıyk) duyuldu. Rahatladık, evlere dağıldık.

Sağ el üstte veya sol el üstte olarak çalınabilen neyler var. Abim bu neyi yanlış almış, sol el üstte. İkimizin de çok hoşuna gittiği için abim kendine bir tane sağ el üstte ney alıp memleketine döndü, bunu bana bıraktı.

Ben biraz aşık olmuş gibi oldum. Olabildiğince basit, hiç bir özelliği olmayan bir kamış parçası. Sümerlerden beri kullanılan bir çalgı. Böyle güzel sesler bundan nasıl çıkıyor arkadaş... 15 Nisan'dan beri çalmaya çalışıyorum, internette bir sitedeki dersleri takip ediyorum.

Parmaklar koptuktan sonra bir daha bir şey çalamazmışım gibi geliyordu. Yani bir araştırma yapmamıştım ve enstrüman çalma konusunu kafamdan silmiştim. Şimdi ney üflemekten başka bir şey düşünemiyorum. Ney üflemediğim zamanlarda arabada isem ney dinliyorum. Diğer zamanlarda ıslık üflüyorum. Ney beni içine aldı.

Önümde kocaman bir dağ gibi duran ve tırmanmam gereken bir Türk Sanat Müziği teorisi var.

Bakalım bu yaştan sonra ne kadar ilerleyeceğiz... Biri bana la versin.

29 Eylül 2015

...ve yine uykusuzluk...

Son ana kadar herşey çok güzel gidiyor. Yemeğimi yemişim, eve gelmişim, yorgunum. Biraz kitap okuyup duş alıyorum, biraz daha kitap okuyorum. Tam uyku saatleri, saat 23:30 - 00:30 aralığı. Kitabı bırakıyorum. Işığı kapatıyorum. O nefis uyku hali var ya, işte tam oralardayım. Kendimi yavaşça salıyorum. Uyumadan 3 an önce hepsinin tadını alabilmek için biraz sağa, biraz sola dönüp yatıyorum. Evet, gidiyor gözler yavaşça, güzel hayaller geliyor, daha uyumadan mutlu rüyalar göreceğim biliyorum.

Ama ay sonu geldi. Mehmet Bey 1 aydır ödemeyi sallıyor. Dolar bile deli gibi çıktı bu arada, adamla yaptığımız iş hayrına oldu. Neyse, hammaddecinin ödemesini yaptım ama daha bu ayın kirasını vermedim, geçen aydan da borcum var. Allahtan adam halden anlıyor. Bir kere telefon açıp birşey söylemişliği yok. Tamam, sonunda sipariş geldi, hatta güzel ürün gönderirsek mevcut iş yükü 3 katına çıkacak. Boş durmak yok bundan sonra, para bile kazanabiliriz. O çok hoşuma giden bir sürü hiçi satın alabilecek param olacak. Para harcayabilmeyi de öğrenmek lazım, başka zanaat o. Ben dedeme benziyorum. Cimriyim. Tutumlu değilim, direk cimriyim. Hem Cemal Bey de para göndermedi. Mehmet ve Cemal gönderirse, elden borç verdiğim Yılmaz da tam 3 aydır bugün ödeyecem diyo. Şerefsiz. Gerçi sözünün eri. Her gün aynı şeyi söylüyo. Nasrettin Hoca fıkrası.

Kalk. Balkona git. Sigara iç. Derin nefes al. Bir yerde okumuştun, derin nefes almak zihni çok rahatlatıyormuş. Eve geldiğin dakikadakinden çok daha uyanıksın. Sabah kalktığın andakinden bin kat daha uyanıksın. Uyku tüm varlığı ile seni terk etmiş, nafakalanacak zerre dahi bırakmamış. Adi. Biraz yürüyeyim. Salona, oradan yatak odasına, tekrar salona ve mutfağa. 2 bardak su. Standart. 2 bardak su içince çok süper olduğuna dair bir şey daha okumuştun. Süper olamadın yine. Ancak çişin gelir. Evet, çişim var. Yaptım. Uyuyalım mı? Deneyelim. Tüm insanlığın temel öğretisi değil mi gece uyumak. Evet yat, saat 01:30.

Medite et kendini. Güzel şeyler düşün. Güzel anılar. Deniz kenarındasın, Ormanlı olabilir. Rüzgar güzel, kalkış için iyi. Hava kalabalık da değil, hatta bu bir hayal değil mi, kaldırdım hepsini. Havada kimse yok. Bir tek ben varım. Deniz kenarı da boş. Mangalcı gelmemiş. Çocuklar paraşütün iplerine basmayacaklar. Malzemeyi serdim, kalkış yapacağım, kanat hava ile doluyor, kafam ağırlaşmaya başladı, iyi gidiyorum, galiba uyuyabileceğim...

...de bana neden öyle dedi ki? Ben ona herşeyi apaçık anlatıyor olmama rağmen, benim parçamın ta kendisi olması gerekirken, açık bıraktığım yerlerime vuruyor hep. Kendimi kapatmam lazım. Kimsenin bana zarar verememesi gerek. Kötü insan değil ki ama, sadece düşüncesiz ve ama oldukça ama oldukça kendinden ibaret bir dünyası var. Birinin kötü olmaması, kötü davranmasını mazur gösterir mi Albayım? Ne de güzel yazmış adam, okurken bulunduğu yerin kokusu burnuna geliyor, o kadar güzel yazmış. Erken ölmüş. Paradoksal kişi. Yazdıklarını anlayabilecek olanların okumaması gereken kitaplar yazmak... Tiyatroya da gitmiştik. Hollandalı 2 doktora öğrencisi, ilk kitabın bir kısmını Hollandacaya çevirebildikleri için olay olmuşlardı. Sonra neden sinirleniyorsun. Yaptığın şeyler ne peki senin? Bir yıl 12 aydan ibaret. Her biri birbirinden farklı günlerden oluşuyor. Peki neden uzakta geçiyor bunun yarısı? Seviyor muyum? Evet. Katlanabiliyor muyum? Soracağın sorunun içine sıçayım.

Balkon, bi sigara daha. Saat 4. Neden? Neden haftanın 3 günü böyle? Çünkü en az 2 günü sızana kadar içiyorsun. Kaç yapar, 5.

Öfff... işim var, gidiyorum.

17 Mart 2015

Öyle şeyler serisi, iç boşaltma

Bir arkadaşım kitap yazmış ama okumayı hala bitiremedim. Başlamış ve bitirilmiş şeyleri o kadar takdir ediyorum ki! Çok kitap var olmuştur bitemeyen bir türlü...

Ama galiba büyüdüm biraz daha. Çünkü kıskanmadım hiç. Birkaç sene önce olsaydı nasıl da kıskanırdım. Bu sefer çok heveslendim, beklenmedik bir şekilde. Heyecanlandım filan.

İlk kısım bitip de gönderdiğinde bir çırpıda okudum. Muhteşem! Çok akıllıca bir fikir. Yapmak istediğimiz şey belki de, sadece biraz daha fazlası.

Peki neden bu kadar zaman varken okumuyorum? Bahanen ne koççuuum!

Kafam çok pis allak bullak be blogger. Bi akşam rakı içelim be kanka.

Bir abimiz var, 55 yaşlarında, Bulgaristan göçmeni. Sanayi elektriği konusunda çok bilgili, bilgili olduğu kadar da ticari bahtsızlığı bariz. Sebebi belirsiz bir hastalığa tutuldu. Yarı dev bir adam, 1.95 boy, 130 kilo... Şu anda 55 kilo, benim kadar kalmış. Çalışamıyo, koşturamıyo. O kadar da çalışkan adam ki!

Sık sık aramaya çalışıyorum. Halini hatırını sorup telefonda becerebildiğim kadar moral vermeye çalışıyorum. Bir ihtiyacı olduğunda mutlaka haber vermesini söylüyorum. Malum, çalışamıyo, -her ne kadar yiyemese de- evde bir tencere kaynayacak...

Geçen gün aradı. Paraya sıkışmış, borç istedi. Ama aslında isteyemedi de. Uzun bir girizgah, ama belli oluyo neden aradığı... Sonunda söyleyebildi. "Tabii ki" derrkeennn... Ağlamaklı bir ses ve telefonun kapanması. Böyle gururlu adam. Kim bilir ne kadar düşündü aramadan önce. Ne kadar sıkıldı. Bu işe bak, bizim dertlerimize bak...

Ayça ile Ev Hali var bir de. Güzel. Bağımsız. Bol küfürlü filan. Bi bağış yapmak lazım.

...falan filan... Eleman geldi bişiler bişiler sordu, kafamı dağıttı.

04 Mart 2015

İş - Güç

İş yaptığın adamlar, özellikle müşterisi olduğun insanlarla telefonda konuştuğun zaman "keşke herkes sizin gibi olsa" dediklerinde kendini bi bok yapmış gibi hissediyosun.

Halbuki mal veya hizmet yapmışsın, parasını ödemişsin. Garip. Ticari hayatın da içine sıçılmış demek ki... Demek kimse aldığı şeyin parasını ödemiyor. Demek sallıyorlar filan. Bi daha almayacakmış, ya da aldıktan sonra, ödemeden önce bu dünyadan göçüp gidecekmiş gibi.

Koyiyim hepsine.