08 Haziran 2017

Acele, Anti-Sabıristler

Ben baya sakin bir insan olduğumu düşünüyorum. Ani tepki vermem filan. Aslında jeton geç düşüyo bende, ondan da olabilir.

Neyse...

Ama gereksiz acelecilik yüzünden elindeki işi uzatan, sonsuz sabırsızlık yüzünden karşısındaki adamda sabır bırakmayan insanlar. Evet sizler! Baba! Naber?

Birkaç gün önce tamir etmem için bıraktığı lastik botun bugün son yapıştırmalarını yaparken geldi. Allah dedim, yaşadık.

Neticede, babam gittikten sonra, Allahın Hadımköy'ünde kafamın içinde bir sürü kum, ensemden içeri girmiş kurumuş çam yaprakları, 2 tane kimyasal yanık, bilimum yapıştırıcı silikon bilmemne ellerime iyice bulaşmış (çıkartırken derileri yüzerek biraz daha kilo verdim)...

Ya sabır.

23 Nisan 2017

Ney

Kaç sene olmuş elimi sürmemişim buralara. Yazık günah... Dün facebook ve twitter'ı kapattıktan sonra bugün de google+'ı kapattım. Hür generalim. Tabii geri döndüm buraya. Daha güzel burası. Daha yalnız sanki.

Neyse ne. Gelelim ney konusuna.

Portekiz'de yaşayan abim ailesi 2 haftalığına memleketi ziyarete geldiler. Bir akşam abimle metrobüs çıkışında buluşup anneme gittik. Abimin elinde mimarların da kullandığı silindirik proje çantası vardı. Gün içinde grafiker arkadaşları ile buluşmuş olduğunu bildiğim için abime verdikleri bazı çizimler olduğunu sandım, sormadım bile.

...ammaa... Anneme gittik, abim "hahaaa" diyere kutuyu açtı. NEY! Başladık üflemeye. Ölü osuruğu tıslamasından başka ses gelmiyor. Nefessizlikten bayılacağız neredeyse. Sonra biraz youtube, biraz sağdan soldan bir şeyler okuduk. 4 saat sonunda farenin üzerinde basınca çıkan ses (mıyk) duyuldu. Rahatladık, evlere dağıldık.

Sağ el üstte veya sol el üstte olarak çalınabilen neyler var. Abim bu neyi yanlış almış, sol el üstte. İkimizin de çok hoşuna gittiği için abim kendine bir tane sağ el üstte ney alıp memleketine döndü, bunu bana bıraktı.

Ben biraz aşık olmuş gibi oldum. Olabildiğince basit, hiç bir özelliği olmayan bir kamış parçası. Sümerlerden beri kullanılan bir çalgı. Böyle güzel sesler bundan nasıl çıkıyor arkadaş... 15 Nisan'dan beri çalmaya çalışıyorum, internette bir sitedeki dersleri takip ediyorum.

Parmaklar koptuktan sonra bir daha bir şey çalamazmışım gibi geliyordu. Yani bir araştırma yapmamıştım ve enstrüman çalma konusunu kafamdan silmiştim. Şimdi ney üflemekten başka bir şey düşünemiyorum. Ney üflemediğim zamanlarda arabada isem ney dinliyorum. Diğer zamanlarda ıslık üflüyorum. Ney beni içine aldı.

Önümde kocaman bir dağ gibi duran ve tırmanmam gereken bir Türk Sanat Müziği teorisi var.

Bakalım bu yaştan sonra ne kadar ilerleyeceğiz... Biri bana la versin.

29 Eylül 2015

...ve yine uykusuzluk...

Son ana kadar herşey çok güzel gidiyor. Yemeğimi yemişim, eve gelmişim, yorgunum. Biraz kitap okuyup duş alıyorum, biraz daha kitap okuyorum. Tam uyku saatleri, saat 23:30 - 00:30 aralığı. Kitabı bırakıyorum. Işığı kapatıyorum. O nefis uyku hali var ya, işte tam oralardayım. Kendimi yavaşça salıyorum. Uyumadan 3 an önce hepsinin tadını alabilmek için biraz sağa, biraz sola dönüp yatıyorum. Evet, gidiyor gözler yavaşça, güzel hayaller geliyor, daha uyumadan mutlu rüyalar göreceğim biliyorum.

Ama ay sonu geldi. Mehmet Bey 1 aydır ödemeyi sallıyor. Dolar bile deli gibi çıktı bu arada, adamla yaptığımız iş hayrına oldu. Neyse, hammaddecinin ödemesini yaptım ama daha bu ayın kirasını vermedim, geçen aydan da borcum var. Allahtan adam halden anlıyor. Bir kere telefon açıp birşey söylemişliği yok. Tamam, sonunda sipariş geldi, hatta güzel ürün gönderirsek mevcut iş yükü 3 katına çıkacak. Boş durmak yok bundan sonra, para bile kazanabiliriz. O çok hoşuma giden bir sürü hiçi satın alabilecek param olacak. Para harcayabilmeyi de öğrenmek lazım, başka zanaat o. Ben dedeme benziyorum. Cimriyim. Tutumlu değilim, direk cimriyim. Hem Cemal Bey de para göndermedi. Mehmet ve Cemal gönderirse, elden borç verdiğim Yılmaz da tam 3 aydır bugün ödeyecem diyo. Şerefsiz. Gerçi sözünün eri. Her gün aynı şeyi söylüyo. Nasrettin Hoca fıkrası.

Kalk. Balkona git. Sigara iç. Derin nefes al. Bir yerde okumuştun, derin nefes almak zihni çok rahatlatıyormuş. Eve geldiğin dakikadakinden çok daha uyanıksın. Sabah kalktığın andakinden bin kat daha uyanıksın. Uyku tüm varlığı ile seni terk etmiş, nafakalanacak zerre dahi bırakmamış. Adi. Biraz yürüyeyim. Salona, oradan yatak odasına, tekrar salona ve mutfağa. 2 bardak su. Standart. 2 bardak su içince çok süper olduğuna dair bir şey daha okumuştun. Süper olamadın yine. Ancak çişin gelir. Evet, çişim var. Yaptım. Uyuyalım mı? Deneyelim. Tüm insanlığın temel öğretisi değil mi gece uyumak. Evet yat, saat 01:30.

Medite et kendini. Güzel şeyler düşün. Güzel anılar. Deniz kenarındasın, Ormanlı olabilir. Rüzgar güzel, kalkış için iyi. Hava kalabalık da değil, hatta bu bir hayal değil mi, kaldırdım hepsini. Havada kimse yok. Bir tek ben varım. Deniz kenarı da boş. Mangalcı gelmemiş. Çocuklar paraşütün iplerine basmayacaklar. Malzemeyi serdim, kalkış yapacağım, kanat hava ile doluyor, kafam ağırlaşmaya başladı, iyi gidiyorum, galiba uyuyabileceğim...

...de bana neden öyle dedi ki? Ben ona herşeyi apaçık anlatıyor olmama rağmen, benim parçamın ta kendisi olması gerekirken, açık bıraktığım yerlerime vuruyor hep. Kendimi kapatmam lazım. Kimsenin bana zarar verememesi gerek. Kötü insan değil ki ama, sadece düşüncesiz ve ama oldukça ama oldukça kendinden ibaret bir dünyası var. Birinin kötü olmaması, kötü davranmasını mazur gösterir mi Albayım? Ne de güzel yazmış adam, okurken bulunduğu yerin kokusu burnuna geliyor, o kadar güzel yazmış. Erken ölmüş. Paradoksal kişi. Yazdıklarını anlayabilecek olanların okumaması gereken kitaplar yazmak... Tiyatroya da gitmiştik. Hollandalı 2 doktora öğrencisi, ilk kitabın bir kısmını Hollandacaya çevirebildikleri için olay olmuşlardı. Sonra neden sinirleniyorsun. Yaptığın şeyler ne peki senin? Bir yıl 12 aydan ibaret. Her biri birbirinden farklı günlerden oluşuyor. Peki neden uzakta geçiyor bunun yarısı? Seviyor muyum? Evet. Katlanabiliyor muyum? Soracağın sorunun içine sıçayım.

Balkon, bi sigara daha. Saat 4. Neden? Neden haftanın 3 günü böyle? Çünkü en az 2 günü sızana kadar içiyorsun. Kaç yapar, 5.

Öfff... işim var, gidiyorum.

17 Mart 2015

Öyle şeyler serisi, iç boşaltma

Bir arkadaşım kitap yazmış ama okumayı hala bitiremedim. Başlamış ve bitirilmiş şeyleri o kadar takdir ediyorum ki! Çok kitap var olmuştur bitemeyen bir türlü...

Ama galiba büyüdüm biraz daha. Çünkü kıskanmadım hiç. Birkaç sene önce olsaydı nasıl da kıskanırdım. Bu sefer çok heveslendim, beklenmedik bir şekilde. Heyecanlandım filan.

İlk kısım bitip de gönderdiğinde bir çırpıda okudum. Muhteşem! Çok akıllıca bir fikir. Yapmak istediğimiz şey belki de, sadece biraz daha fazlası.

Peki neden bu kadar zaman varken okumuyorum? Bahanen ne koççuuum!

Kafam çok pis allak bullak be blogger. Bi akşam rakı içelim be kanka.

Bir abimiz var, 55 yaşlarında, Bulgaristan göçmeni. Sanayi elektriği konusunda çok bilgili, bilgili olduğu kadar da ticari bahtsızlığı bariz. Sebebi belirsiz bir hastalığa tutuldu. Yarı dev bir adam, 1.95 boy, 130 kilo... Şu anda 55 kilo, benim kadar kalmış. Çalışamıyo, koşturamıyo. O kadar da çalışkan adam ki!

Sık sık aramaya çalışıyorum. Halini hatırını sorup telefonda becerebildiğim kadar moral vermeye çalışıyorum. Bir ihtiyacı olduğunda mutlaka haber vermesini söylüyorum. Malum, çalışamıyo, -her ne kadar yiyemese de- evde bir tencere kaynayacak...

Geçen gün aradı. Paraya sıkışmış, borç istedi. Ama aslında isteyemedi de. Uzun bir girizgah, ama belli oluyo neden aradığı... Sonunda söyleyebildi. "Tabii ki" derrkeennn... Ağlamaklı bir ses ve telefonun kapanması. Böyle gururlu adam. Kim bilir ne kadar düşündü aramadan önce. Ne kadar sıkıldı. Bu işe bak, bizim dertlerimize bak...

Ayça ile Ev Hali var bir de. Güzel. Bağımsız. Bol küfürlü filan. Bi bağış yapmak lazım.

...falan filan... Eleman geldi bişiler bişiler sordu, kafamı dağıttı.

04 Mart 2015

İş - Güç

İş yaptığın adamlar, özellikle müşterisi olduğun insanlarla telefonda konuştuğun zaman "keşke herkes sizin gibi olsa" dediklerinde kendini bi bok yapmış gibi hissediyosun.

Halbuki mal veya hizmet yapmışsın, parasını ödemişsin. Garip. Ticari hayatın da içine sıçılmış demek ki... Demek kimse aldığı şeyin parasını ödemiyor. Demek sallıyorlar filan. Bi daha almayacakmış, ya da aldıktan sonra, ödemeden önce bu dünyadan göçüp gidecekmiş gibi.

Koyiyim hepsine.

20 Şubat 2015

Kardan Arta Kalanlar

Geçen sene yağmur bile yağmaz, kışın ortasında kısa kollu ile gezerken, herkes havanın ne kadar güzel(!) olduğunu mırıldanırken, trafik polisi milleti çevirip kar lastiği soruyordu. Üstüne üstlük, olmayana ceza yazıyordu, güneşin altında arabanın içinde yanarken.

3 gündür bi tane polis görmedim yollarda, kar lastiği soran eden, olmayana ceza kesen...

Şimdi, doğa mı büyük, karayolları genel müdürlüğü mü, trafik şube mi, nedir olay? Kimse doğanın gücünün farkına varabildi mi?

Alt tarafı 2 gün kar yağdı. Hem öyle 2 tam gün de değil he. Aralıklı diyelim. Mesela 1 hafta yağsa durmadan? Dünya için 1 hafta o kadar kısa bir zaman birimi ki. Neler olurdu o -sözümona- hakim olduğumuz dünyada, yarattığımıza inandığımız şehirlerimizde, ultra lüks sitelerimizde, Türkiye'nin gelişen yüzü belediyeciliğimizde?

3 günlük elektrik kesintisine bakar bizim büyüklüğümüz, sonra dizlerimizin üzerine çökeriz hemen. Trafik şubenin amiri bile kaldıramaz bizi yerden, karayolları genel müdürü, bedaş'ın ceo'su...

Bakkal Memet Amca'dan bulgur isteriz, varsa tezgah arkasında. Çocuklar duvarları kemirir yoksa. O Bimler, Migroslar, ve saireler ilk terkeden olur seni. Kapısından ayrılmadıkların. 10 kuruşun eksik diye seni kapıdan çevirenler uğruna kimi terk ettiğini anlarsın. Tu kaka bakkal Mehmet Amca, senin kadim dostundur, hatırlatır sana zor şartlar.

Her fırsatta yıkattığın, tamponu sürtünce ayyuka çıkararak ayılıp bayıldığın, onun uğruna tanımadıklarına küfür ettiğin araban artık yoktur senin için, bileklerinin ucunda sallanan 5 parmaklı ayaklarının ne işe yaradığını hatırlarsın sonra. Yavaş yavaş insanlaşmaya başlarsın zoru gördükçe. Yürüyenin halinden anlarsın.

Kıymetlenir herşey. Artık bardağın dibinde kalan suyu dökmezsin, çünkü 2km mesafeden sırtında taşıyıp 5. kata asansörsüz çıkarmışsındır onu. Isınabilmek için yaktığın sobaya aşıksındır artık, çünkü bütün ailen oradadır, diğer odalar soğuk olduğu için. Sohbet edersin onlarla, seni anlarlar, sen de onları.

Sokakta da konuşmaya başlamışsındır insanlarla. Ulaşım ancak hep birlikte yürür. Birlikte hareket edilir. Hayatta kalmak kolay değildir. Tavsiye alırsın, tavsiye verirsin. Tüm komşularından haberin vardır artık, onlardan alırsın, onlara verirsin, bir ailen daha olur, şanslıysan güvenebileceğin...

Talihinin yaver gittiği gün bir tavukla eve gelirsin. Ailen bayram eder, etinden derisinden kemiğinden 4 gün tüm aile doyar. Faydalanacak şey kalmadığından emin olmadan atamazsın hiçbirşeyini, şimdiki gibi değil.

Öğrenmek için yaşamaya gerek mi var? Akıllı telefon olmadan yaşayamayan insan mı olur? Aldığı şeyi acele acele çöpe atmak için yarışan insanları dünya da başından atmaz mı? Neyin peşindesin? Düşünsene. O almak için kıvrandığın şeye ihtiyacın var mı? O çöpe attığın şey çöp müdür?

Düşün. Sadece ama sürekli düşün. Belki oradadır seninki de, hep başkalarında aradığın ve büyük bir başarıyla her zaman da başkalarında bulduğun kabahat...

07 Mart 2014

Türkiye'de Ölmeden Önce İntihar Etmeniz Gereken 10 Yöntem

Vardır ya, ölmeden önce yapmanız gereken n tane şey, gitmeniz gereken n tane yer, zıçmanız gereken n tane hela serisi. Sektördeki açık gördüğüm bir noktayı tamamlamak istedim. Boşluk bırakmayalım.

1- Başbakanlık Konutu:
Başbakanlık konutu önünde kendinizi yakın. Sevdiklerinize bir mesaj göndermişliğin eminliği içinde yanmakta iken, ertesi günkü gazete manşetlerini düşünerek gülümseyin.

2- Golden Shot:
Tarlabaşı'ndaki kentsel dönüşüm için boşaltılmış metruk bir binanın eski tuvaletinde altın vuruş yapın. Cesedinizin bulunmasına kadar geçen zamanda yalnızlığın ve sükunetin tadını çıkarın.

3- Emniyetsiz Kaya Tırmanışı:
Emniyet ekipmanlarınızı "atın ölümü arpadan olsun" diyerek yanınıza almayın*. Tırmanışın zirvesinde sağ elinizi saat yönünde çevirirken sol ayağınızı ters yönde döndürmeyi deneyin. Doğa gerisini halledecektir.

* Fiziksel olarak zirveye kadar tırmanış yapamayacağınızı hissediyorsanız zirveden iniş denemesi de yapabilirsiniz.

4- Motosikletle Otobanda Ters Yol:
Hız motosikleti ile otobanda U dönüşü yapıp gazı açın. İlk dakikada kaza yapmamaya çalışın ki, 250+ km/sa hıza çıkabilin. Ondan sonra karşıdan gelen en sevdiğiniz renkteki aracın içinden geçmeye çalışın.

5- En Az 2 Tane 100 Katlı Bina:
Sabahın erken saatlerinde, rüzgarsız bir havada en az 2 tane 100+ katlı binadan atlayın. Mümkünse biri kuzey, biri güney yarım kürede olsun. Düşerken yanınızda bulunacak hassas ölçü aletleri ile Coriolis etkisinin düşey eksende yarattığı sapmalarını hesaplayabilir, bununla ilgili bilimsel makale yayınlayabilirsiniz.

6- Kızgın Yağda Pişin:
Bu kaleler kolay mı alındı sanıyorsunuz? Atalarımızı yad etmek, onların acıları ile kavrulmak için Viyana kapılarındaki askerler gibi kazanda kaynattığınız tereyağı üzerinize dökün. Tercih edenler kazanın içine atlayabilir, ya da yağ ile birlikte ocakta pişebilirler.

7- Zehirli Mantar:
Ormanlık alanda mantar toplayıp yiyin. Mantar konusunda cahilseniz şansınızı azaltabilirsiniz; önce araştırın.

8- Dolu Tabancayı Temizleyin:
Arka sokaklardan kolayca edinebileceğiniz bir tabancayı, şarjörü dolu ve ağzına mermi verilmiş şekilde temizleyin. Namlunun sürekli size baktığından emin olmanız şansınızı arttıracaktır.

9- Bayat Balık + Yoğurt:
Uzun yalnız haftasonlarında deneyebileceğiniz bir faaliyettir. Zehirlendikten sonra kimsenin size ulaşamaması için gerekli önlemleri önceden almanız sonuca ulaşmanızdaki önemli etkenlerden.

10-Şemsiye:
Çocukluktan kalma bir hayali gerçekleştirin ve uçaktan şemsiye ile atlayın. 

Kadınlar için Bonus:
Evlenin, kocanızın başının etini yiyin. Annenizin eşinizi sık sık aramasını, haftada 3 günden ve yılda toplam 5 aydan az olmamak şartıyla evinizde kalmasını sağlayın. Evliliğinizin özel günlerinde evinizde bulunması konusu önemlidir. İşgüzar bir erkek kardeşiniz varsa işleri hızlandırabilirsiniz. Önceden yapmış olduğunuz dolduruşa getirilmiş çocuklarla şansınızı arttırabilirsiniz.

Aktivistler için Bonus:
Elinizde oyuncak tabanca ile karakol basıp özgürlük istediğinizi haykırın.

30 Ocak 2014

Uzaydan Gelen Adam

***Sponsored Blog by Akbaş İnşaat***

Bir gün gelir, bir insan tanırsın. Üzerinden zaman geçer bu tanışıklığın. Arkadaş olursun. Sonra bir süre daha geçer, dostun olur. Üzerinden zaman geçer, bir de bakarsın, her gün görüşmek istersin.

Beytullah...

Adam vardır, yürürken önünden geçer. Adam vardır, yanından geçerken çarpar. Adam vardır, senden sadece alır. Adam vardır, içinden geçer ve sadece verir.

Beytullah...

Canın sıkkındır, çok kötü hissediyorsundur. Hiçbir şey yapmak istemezsin. Nefes almanın ağır geldiği günler yaşarsın. Hayatında yolunda giden birşey bulamazsın. Somurtmaktan, bıkkınlıktan, dişlerini sıkmaktan başın ağrır. Bir ara arkadaşına uğrarsın, sadece geçerken. Birden başının ağrısının geçtiğini farkedersin, gözünden perde kalkar gibi ağrı yok olur. Peşinden dişlerini sıkmadığını farkedersin, somurtmadığını.

Beytullah...

Çok insan tanıdım. Ama çok az insanlıktan anlayan insan tanıdım. Hatta "insanlıktan anlayan insanlar" grubu kurmak istiyorum ki, bu ayrı bir konu. Uzaydan Gelen Adam'dan bahsetmem lazım. Biraz bahsettim az önce. Ama hissettiklerim yazabildiklerimden o kadar fazla ki!

Adam modumu düzeltiyo, karnımı doyuruyo, ihtiyaçlarımı görüyo (henüz Sefaköy'e gitmedik ama gideceğiz inşallah), muhabbeti süper. Bana tok karnına yemek yedirebilen dünyadaki tek kişi olduğundan uzaydan geldiğinden şüpheleniyorum.

Yüzünü görünce kendimi iyi hissediyorum. Bunu bana yapabilen 3 kişi var sanıyorum. En sık görüştüğüm Beytullah.

Kulağımı ısıran başka kimse yok. Genel olarak beni ısıran kimse yok. Muhtemelen gezegenine götürmek için kulaklardan doku örnekleri alıyor. Alsın, helal olsun.

Alıngan mı? Kimine karşı evet. Adama demediğimi bırakmıyorum, gıkı çıkmıyo. Yani, çıkıyo da, hepsine gülerek karşılık veriyo: "Şaftına vuriyim Onur!"

Çay ısmarlıyo. Durmadan. Ve durmadan da sigara. Kaza eseri içmek istemediğini söylersen alacağın tek cevap var: "Zigiç". Ve peşinden kahkaha.

Çok küfür ediyo. Ama alışkanlıktan. Bu kadar küfür edip içinde zerre kadar kötülük barındırmayan adamdır. Bu kadar küfür etmesinin bir tek sebebi var, biliyorum, ama buraya yazamam.

Adam vardır, seni sever, adam vardır, sen de onu seversin. Beytullahsa eğer konu, sen onu seversin, o da seni. Beytullahsa eğer konu, geri kalan teferruattır.

25 Ocak 2014

Yatakta Şarap Sigara

Başlıkta şarap yazarken "arap" geldi aklıma. Ama ben arap olmama rağmen biracıyım daha çok. Efes, kutu olsun. Şişe severim ama sonra bakkala gidip depozito (Türkçesi ne bunun?) almaya / vermeye üşenirim. Geri dönüşüme (recycle diyollar) götürmeye de. Genelde üşenirim. Konudan da koparım hızlaaaaa...

4 yıldır evliyim. Saçımı süpürge ettim desem yalan olmaz. Bir gece, sabah karşı 4'te benim şoför beni makinenin önünde yerde yatarken bulmuş, yalnızım içerde. Elektrik çarptığı ve öldüğüm aklıma gelen ilk şey. Benim de aklıma aynısı gelirdi. Ama peşinden gidip arabada sabaha kadar uyumaz, gerekirse camı, kapıyı ve hatta duvarı kırıp içeri girerdim. Neyse. O dönem öyleydi. Gündüz çalış, peşinden gece de. Arıza zaman alsın, ertesi gün devam et çalışmaya, olayı çöz, 36 saat, çoğu ayakta. Akşam otobüsle Sakarya'dan İstanbul'a. Çoluk çocuğu topla, durmadan geri Sakarya'ya, kişi seni bıraksın fabrikaya, ertesi günkü iş için kalıp değiştirmeye çalışırken makinenin önünde uyuyakal, 18-19 anahtar ile 22-24 arasında, allen anahtarların üzerinde... Bu gözler neler gördü, bu kulaklar neler duydu, bu kafa nerelerde uyuyakaldı. Çoğu zaman son cümlenin son kısmı söylenmez, bir de sonraki paragrafın ilk cümlesi...

33 yaşında yorgunluktan uyanamayıp gece altıma çiş yapmış olma vakam toplam 2 kere olup, halen utançla mı yoksa gururla mı yoksa salaklıkla mı ve -doğrusu- aptallıkla mı anacağımı bilemiyorum. Anacağım deyince aklıma anacığım geldi. Blogumu bilmiyo. Gerçek kendim olup gerçekten 2 kişi hariç herkesten saklanabildiğim yer. Oha, süpermiş!

...ve cidden tuvaletin yerini şaşırdım lan! Bu nası şarap?!?

Yatakta şarap ve sigara konusuna dönersek, 4 senedir ilk defa evin içinde sigara içiyorum, ilk defa yatakta içki içiyorum, şu anda ikisini birlikte yapıyorum ve kucağımda bilgisayar internete boş data yükleyerek "generating uninteresting knowledge" yapıyorum (tırnak içindeki tabiri arattım, google'da yok; okuyanlardan biri bunu fenomen olarak yayarsa küllerime referans versin; muhtelif varyasyonlar da yok google'da, bildiğin tez konusu abi bu generating interesting knowledge).

Neyse ne, 4 yıldır süren var olmayan ama kara bulut gibi çöken baskılara boyun eğme dedim. Tabi bi de kılıbık olmanın verdiği eziklikle (bütün evli erkekler kılıbık bu arada, ataerkil gibi görünen anaerkil toplumuz, bunu da yazmam lazım bi ara; gerçi Tyler tek cümlede ifade etmişti) ve evde yalnız olmakla beraber şarabın daha sonra vereceği cesarete güvenerek: "BEN DE NEFES ALIYORUM, BENİM DE DUYGULARIM VAR, BENİM DE FİZİKSEL İSTEKLERİM ve BAĞIMLILIKLARIM VAR".

Oh be.

Tuvaleti bulamazken nasıl düzgün yazıyorsun diyene (biri beni uyarsın, "de"ler doğru mu, "ki"ler filan?):
1- Disiplin (obsesifim bu konuda, doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum)
2- Zaman (her kelimeyi 2 kere silip düzeltiyorum, doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum)
3- Bittikten sonra 3 kere okuyorum. Çoğunlukla yazdıklarımın hepsini siliyorum. Üzerimde zerre kadar ABD-vatandaşı-kendine-güveni yok. In anyone we trust. (doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum).

Ev Yapımı Şarap

Oy anam oy desem yeterince açık olur mu? Olmaz di mi?

Bulgaristan göçmeni, daha detaylı olarak Naim Süleymanoğlu ile aynı dönemde gelen ve sanyi elektriği konusunda memlekette eline su dökebilecek çok az insan olduğunu düşündüğüm (mühendisim la ben de, düşünebilirim bunu tabi) Hüseyin Abi evde şarap yapmış. Bi şişe de bana verdi. Salı günü galiba.

2 litrelik Fruko şişesinde. Yarın iş yok diye içeyim biraz dedim. Şimdi beklenti benim şişeyi bitirdiğim ve süper olduğum üzerine kurulu olabilir. Mamafih, Fruko etiketinin üst çizgisine gelemedim ve süper oldum. Oy ki ne oy...

En sevmediğim facebook'ta (madem sevmiyosun neden takılıyosun sorusunun cevabı şimdilik -yalnızca şimdilik- yasal uyuşturucu olduğu için kullanmaktayım) en olmadık insanlara olmadık cinsel tacizler içine girdim. Ve sahte hesap RULEZ!

Nitekim devlet babanın internet üzerindeki sansür politikası sebebi ile içimde büyük bi ateş vardı. TRT'nin artistik patinaj yayını konusundaki kararsızlığı beni ateşledi, Ekşi Sözlük'teki bir yazı da beni patlattı. Durmadan porno üzerine konuşmak, porno tiyatrolarının oynatılmasının desteklenmesi, sinemada porno oynatılması, anaokullarında "eğitim" adı altında porno film seyrettirilerek (ele yüze, sağa sola boşalma sahneleri dışında) gençlerin erken gelişimlerinin desteklenmesi ve "siz işte böyle var oldunuz" temasının pekiştirilmesi konusunda süper destekler vermek, jöleli gibi Bağcılar Belediyesi sponsorluğunda ilçenin en büyük salonunda çıkıp bu konu ile ilgili konuşmak ve verdiğim örnekleri gerek slayt, gerek vine, gerek -nispeten- uzun metrajla desteklemek filan filan gibi çoook şey istiyorum. Esenyurt Belediyesi de olur, eve daha yakın. Bu kafayla şimdi otobandan Bağcılar'a üşeniyorum.

Normal bu. Ben Clémentine dizisini seyrettim; herkesle beraber TRT'de -evet aynı TRT-. O dönem gelişme zamanımdı, 7 yaş ve biraz öncesi. Karakterin patlayıp ömrünün sonuna kadar eline vereceği dönemler. Verdi de... Vaadedilen ile gerçekleşen arasında bi fark yok. Onun için ne intiharı düşünürüm, ne uyuşturucuyu. Ben vaadedileni aldım. Evkur kadar güvenilir bir hayat. Elimde at yarraa var, yer misin?